Kahve Feyvi

August 12, 2010

Kayıp Şehir

Django 1.2 HtmlHelp (CHM)

I’m using Notepad++ for writing Django code. I’ve recently found Language Help plugin for Notepad++, which brings the context help found on many IDEs. Ctrl-F1 on a keyword you want to get help, and then corresponding help page is shown. I thought it would be good to have this with Django.

Luckily, Django comes with full documentation and uses Sphinx. Unfortunately though, they don’t provide compiled CHM files on the download site. You have to download the django-version-tar.gz, install sphinx on your system, fix a couple of bugs in the layout and themes, generate htmlhelp project, install HTML Help Workshop, and only then you can have your baked CHM file. I’ve been there..

So, since I’ve already compiled the file, put it somewhere here.

You can download the Django 1.2 Documentation CHM file here: Djangodoc-1.2.chm

by Serkan at August 12, 2010 10:02 AM

July 08, 2010

Kayıp Şehir

Embedding Picasa Rotation info to Image Exif Headers

I have a camera without an orientation sensor. So I have used to manually fixing the photos using Picasa. Picasa does not modify the original photos, but save the rotation info (and other modifications) into a hidden file “.picasa.ini” in the same folder. If you move this file together with your album, and use Picasa Viewer to view photos, everything works fine..

But this image rotation problem is already solved with Exif. Exif contains an orientation property, which can be used to correctly display the photos on a digital viewer. New cameras, and viewers support the use of this property. So I thought it would be better if I can embed the Picasa rotation information into the Exif headers of photos.

After trying several tools, (even one of them doubling the size of the original photo, while modifying the Exif property ??!) I have settled on using Exiv2.

Then I coded the following simple, short Python script to embed Picasa rotation information to photos:

# Embed Picasa rotation information to EXIF Image Orientation tag.
# Uses Exiv2 command line utility from http://www.exiv2.org/.
#
# Serkan Kenar, 2010, Ankara.

import subprocess

lines = open(".picasa.ini")

filename = None

rot2ori = { 0: 1,
            1: 6,    # left
            2: 3,    # bottom
            3: 8 }   # right

for line in lines:
    if line[0] == '[':
        filename = line.strip("[]\n")
        continue
    (action,param) = line.split("=")
    if action == "rotate":
        yon = int(param[7:8])
        try:
            subprocess.call(['exiv2',
                             '-k',   # preserve timestamps
                             '-v',
                             '-Mset Exif.Image.Orientation %d' % rot2ori[yon],
                             filename])
        except OSError:
            print "Exiv2 is not found on the path!"
            exit

You should run this script in photos folder with a “.picasa.ini” file. Make sure that exiv2 command-line utility is in your path.

by Serkan at July 08, 2010 08:17 AM

July 06, 2010

Kayıp Şehir

re-Master

Durum yazılarımdan takip edenler elbet biliyor, 10 Aralık 2009, 2005′ten beri devam ettiğim maceranın son noktasıydı.. Master’dan mezun oldum. Bunu bugün yazıyor olmamın sebebi de, 4 Temmuz’daki ODTÜ Diploma Töreni..

Tez yazmak, yapmaktan çok daha zor bir iş olduğu için, bu yolda bana destek veren akademik danışmanıma, eşime ve dostlarıma teşekkür derim. Bunu aslında teze de yazmıştım, ancak buradan da tekrarlamak istedim.

by Serkan at July 06, 2010 12:37 AM

June 08, 2010

Kayıp Şehir

Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer

En sevdiğin hayvan hangisi diye sorduklarında bir cevabım var, isminden ötürü: Ornitorenk hayvanı.. Böyle deyince kişilik testleri vs., patlıyor bir yerde. Bir de keyfine düşkün bir hayvan, ondan severim.. Kitapçıda görür görmez,kitabı hemen attım sepete.

Aslında ingizlizcesinde bir aliterasyon yapılmış (Plato and a Platypus walk into a bar…) ancak türkçeye çevirince o aliterasyon kaybolmuş. Kitap fıkralar eşliğinden sıfırdan başlayıp, felsefenin belli başlı konularına değiniyor: mantık, metafizik,din felsefesi, varlık, varoluşçuluk, kahroluşçuluk, vs.. Kitap çok akıcı, çok eğlenceli fıkralar var. Sıkılmadan okunuyor ki çoğu felsefe kitabı için zordur bu.. Bunu da zaten bir felsefeye giriş olarak okumak da fayda var.. Tam bir boş zaman kitabı, tavsiye ederim.

by Serkan at June 08, 2010 11:04 PM

September 27, 2009

Carpe Diem

Giardano Bruno / 17 Şubat 1600

Perhaps you pronounce this sentence against me with greater fear than I receive it

by Baris at September 27, 2009 07:25 PM

June 29, 2009

Kayıp Şehir

Dinamik Bağlanma (Dynamic Linking) ve Hata Çözümleme

Önceki yazımda verdiğim örnek programı yazının başlığından da gelen ipucuyla bir iki arkadaşım çözmeyi başardı. Ama sorun kokeksibir’in yorumundakinden daha farklı. (Onu da anlatacağım ama sonra) Programı derleyip çalıştırdığınızda 1022 defa “Unable to connect to database” hatası vererek sonlandığını göreceksiniz. (Denemeyenler şimdi ortaya çıkacak :) ) İlginç, hiç bir yerde döngü yok aslında. (İlk ipucu, iç içe çağrılar var ama nerede?) Programa baktığımıza hiç sorun görünmüyor. Bir şeyleri yanlış yapıp yapmadığımızı anlamak için yine de bir iki sefer kodu kontrol ediyoruz.

Sonucun değişmemesi, çalışma zamanında yanlış giden bir şeylerin olduğu konusunda şüphelendiriyor. Hemen GDB’yi çalıştırıyoruz.


	gdb ./mysql_bug
	break connect

connect() metodunun çıktısını gördüğümüzden oraya bir breakpoint ekledim. run diyerek çalıştırıyoruz ve breakpoint’e takılıyor. Adım adım işletelim.

	next
	n
	<enter>

O da ne?? Tekrar connect()’e geldi. hmm, bt ile bir stack trace alalım.

	(gdb) bt
	#0  connect () at mysql_bug.c:16
	#1  0xb7e6f766 in my_connect () from /usr/lib/libmysqlclient.so.15
	#2  0xb7e70338 in mysql_real_connect () from /usr/lib/libmysqlclient.so.15
	#3  0x080485f0 in connect () at mysql_bug.c:16
	#4  0xb7e6f766 in my_connect () from /usr/lib/libmysqlclient.so.15
	#5  0xb7e70338 in mysql_real_connect () from /usr/lib/libmysqlclient.so.15
	#6  0x080485f0 in connect () at mysql_bug.c:16
	#7  0x08048644 in main () at mysql_bug.c:34

İlginç bir şekilde mysql_real_connect()’ten sonra, tekrar connect() metodumuza geliyor. MySQL kütüphanesi bizim yazdığımız bir fonksiyonu neden çağırsın? Artık mesele anlaşılmış gibi olsa da biraz daha debug etmeye devam edelim. “ignore 1 1010″ komutuyla GDB’nin breakpoint’imizi 1010 kez gözardı etmesini sağlıyor ve devam (cont) ediyoruz. Tekrar breakpoint’e takıldığımızda bir bt komutuna bakın.. Artık problem daha da kendini belli ediyor. Tüm stack tekrar tekrar çağırılmaktan dolmuş:

	#3034 0xb7e6f766 in my_connect () from /usr/lib/libmysqlclient.so.15
	#3035 0xb7e70338 in mysql_real_connect () from /usr/lib/libmysqlclient.so.15
	#3036 0x080485f0 in connect () at mysql_bug.c:16
	#3037 0xb7e6f766 in my_connect () from /usr/lib/libmysqlclient.so.15
	#3038 0xb7e70338 in mysql_real_connect () from /usr/lib/libmysqlclient.so.15
	#3039 0x080485f0 in connect () at mysql_bug.c:16
	---Type <return> to continue, or q <return> to quit---
	#3040 0x08048644 in main () at mysql_bug.c:34

Dinamik Bağlanma (Dynamic Linking)

Artık bulmacanın cevabını verebiliriz. Bir şekilde fonksiyonumuza verdiğimiz masum “connect” ismi, MySQL kütüphanesinde de tanımlanmış ve mysql_real_connect() fonksiyonu tarafından kullanılıyor. Biz mysql_real_connect’i çağırdıkça o da bizi tekrar çağırıyor. Bu iç içe durum 1022 kez tekrarladıktan sonra mysql_real_connect hata dönüyor ve o ana kadar çağırılan tüm metodlar hata vererek tek tek çıkıyor.

Peki, bizim kendi yazdığımız bir fonksiyon nasıl olur da MySQL kütüphanesi tarafından çağırılabilir? (Bence esas yanıtlanması gereken soru bu, yoksa problemi deneme yanılma yaparak çözmek ve bir daha arkanıza bakmadan kaçmak mümkün. Ama gerçek bir coder kaçmaz, üzerine gider.)

Programımız MySQL kütüphanesine dinamik olarak bağlanarak derleniyor. Dinamik bağlanma yönteminde çalıştırılan program hangi kütüphaneleri kullandığını bir tabloda ve bu kütüphanede kullandığı metodları da başka bir tabloda tutar. Bu listeyi görmek için “ldd” komutunu kullanabiliriz. Mesela bizim programımız için ldd çıktısı şu şekilde olmaktadır:

	# ldd mysql_bug
	linux-gate.so.1 =>  (0xb8092000)
	libmysqlclient.so.15 => /usr/lib/libmysqlclient.so.15 (0xb7e96000)
	libc.so.6 => /lib/tls/i686/cmov/libc.so.6 (0xb7d33000)
	libpthread.so.0 => /lib/tls/i686/cmov/libpthread.so.0 (0xb7d19000)
	libcrypt.so.1 => /lib/tls/i686/cmov/libcrypt.so.1 (0xb7ce7000)
	libnsl.so.1 => /lib/tls/i686/cmov/libnsl.so.1 (0xb7cce000)
	libm.so.6 => /lib/tls/i686/cmov/libm.so.6 (0xb7ca8000)
	libz.so.1 => /lib/libz.so.1 (0xb7c92000)
	/lib/ld-linux.so.2 (0xb8093000)

Programımızı çalıştırdığımızda Linux altında ld-linux.so kütüphanesi bu tablodaki kütüphaneleri bağlamaya başlar ve programımızı çalıştırır. (Aynı shell scriptlerinin ilk satırında hangi interpreter tarafından çalıştırılacağının yazması gibi, tüm çalıştırılabilir dosyaları da aslında ld-linux.so “çalıştırır”. /lib/ld-linux.so’ya programınızın adını parametre verin ve olanları görün :) ) Öncelikle tüm kütüphaneler araştırılır. ld-linux, /etc/ld.so.config dosyasındaki sıralamaya göre kütüphaneleri arar. Bulunamayan bir kütüphane olduğunda program çalışması hata ile sonlanır (hatta teknik olarak hiç başlamaz..) Genelde aksi belirtilmedikçe fonksiyonlar tembel (LAZY) bağlanır. Yani bir fonksiyon kullanılmadıkça performans açısında bu arama/bağlama işlemi masraflı bir işlem olduğu için bağlanmaz.

Program çalışması sırasında daha önce bağlantısı sağlanmamış bir fonksiyon kullanımı ile karşılaşıldığında hemen bir dinamik bağlanma işlemi başlar. Aşağıdaki sırayla fonksiyon bulunmaya çalışılır:

  1. mevcut program içinde
  2. LD_LIBRARY_PATH çevre değişkeniyle verilmiş olan kütüphaneler arasında
  3. programın dinamik bağlı olduğu kütüphaneler arasında (ld.so.cache’e bakarak)
  4. programın dinamik bağlı olduğu kütüphanelerin önce /lib’te sonra /usr/lib’te bulunanları arasında

Gördüğümüz gibi, bilinmeyen bir fonksiyon hangi kütüphaneye ait olursa olsun, bu sırayla araştırılıyor. MySQL kütüphanesine ait mysql_real_connect fonksiyonu bağlandıktan sonra, çalıştırıldığında içindeki connect() fonksiyonu için arama başlatılıyor ve ilk sırada bizim programımız içinde bir aday bulunduğu için bağlantı burada sonlanıyor. Ondan sonrası yukarıda karşılaştığımız duruma neden oluyor.

Yukarda kendi programımızı debug edebilmiştik. Peki, bu dinamik bağlantı işlemini nasıl görebiliriz ve hataları tespit edebiliriz? Kütüphanenin çevre değişkenleri sayesinde çalışmasının etkilenebildiğini LD_LIBRARY_PATH’ten biliyoruz. Aynı şekilde LD_DEBUG çevre değişkeniyle de debug çıktısını açabilmek mümkün. Burada kullanılabilecek çeşitli parametreleri man ld-linux ile veya LD_DEBUG=help <herhangi_bir_komut> ile görebilirsiniz. Şimdilik LD_DEBUG=all ./mysql_bug diyerek programımızı çalıştıralım ve yukardaki paragrafta anlattığımız süreci canlı canlı görebilirsiniz. Çok uzun bir çıktı veriyor ama ilk satırlarını okumak fikri anlamanız açısından çok öğretici ve faydalı.

MySQL kütüphanesinde neden böyle çok yaygın kullanılabilir bir fonksiyon ismi vardır, kim bilir? Ama özensiz alınan kararlar maalesef böyle sorunlara neden olabiliyor. Fonksiyonlara, değişkenlere isim vermek sorumluluk ister.

Aslında bu yöntem çok yaygın olarak programların hafıza tahsis (memory allocation) hatalarını tespitte kullanılabilmekte. Örneğin malloc/realloc/free fonksiyonlarını yeniden tanımladığımız bir kütüphane yazarak, diğer programları test etmek mümkün (üstelik tekrar derlemek gerekmeksizin..)

Sonuç: Ufak gibi görünen bir sorun, üzerine düşüldüğünde farklı kavramların tekrar üzerinden geçmemizi ve hafiften paslanmış debugging marifetlerimizi hatırlamamızı sağladı.

Bunun üzerine fonksiyon ismini my_connect() yaparak tekrar denedim. Bahtsızlığın bu kadarı, bu seferde derleme aşamasında bir hatayla karşılaştım. :) Bu fonksiyon yine (!!) MySQL tarafından tanımlanmış. Başlık dosyalarında daha farklı tanımlandığı için daha derleme aşamasında hatayı görmek mümkün olabildi. Bu sorun kokeksibir’in yorumunda bahsettiği durum..) Neyse bunu geçebilmek en azından daha kolay.

Keyifli kodlamalar..

by Serkan at June 29, 2009 08:43 AM

June 09, 2009

Kayıp Şehir

Fonksiyonlara isim vermek sorumluluk ister..

Aşağıdaki kodu çalıştırdığınızda hiç beklenmeyen bir sonuç çıkıyor. Sorunun ne olduğunu bulabilir misiniz? (Cevabı daha sonra..)

Not: WordPress’in başlık dosyalarının noktasından önce boşluk koymasını engelleyemedim. Muhtemelen noktadan önce boşluk bırakmayanlardan olduğumu sanıyor.

#include <stdio .h>
#include <stdlib .h>
#include <mysql /mysql.h>

MYSQL *mysql;

int connect()
{
    mysql = mysql_init(NULL);
    if (mysql_real_connect(mysql,
               "localhost",
               "username",
               "password",
               "database",
               0,
               NULL,
               0
              ) == NULL)
    {
        fprintf(stderr, "Unable to connect to database\n");
        return 0;
    }
    return 1;
}

int main()
{
    if (!connect()) return 1;
    // bir seyler...
    return 0;
}

by Serkan at June 09, 2009 09:02 PM

May 30, 2009

Kayıp Şehir

Yeni Türkü konserinden

Bu sene de şenlikteydik, ve yine bu sene de Yeni Türkü şenlikteydi.. Sahnenin arkasında, sahanın ortasındaydık. O konumdayken insan çok da iyi kareler yakalayamayacağını düşünüyor.. Ters ışığın avantajıyla, tripod olmamasına rağmen güzel kareler yakalamışım gibi..

Bunları çektikten sonra, bir yazıya denk geldim. “10 metre çapınızda en az 10 harika fotoğraf çekebilirsiniz” temalı bir çalışma ya da yeni bir ilham kaynağı. Aklınıza gelen bir fikir yoksa, çevrenize bakmak için bir sebep. Aşağıdakiler de buna benziyor. O anda konserin ortasında yerimi değiştirmeye uğraşmadan, gördüğüm açıdan çektim..

2009-ODTU.Yeni.Turku.konseri-6 2009-ODTU.Yeni.Turku.konseri-5 2009-ODTU.Yeni.Turku.konseri-4 2009-ODTU.Yeni.Turku.konseri-3 2009-ODTU.Yeni.Turku.konseri-2 2009-ODTU.Yeni.Turku.konseri-1

Albüm: Yeni Türkü konseri – ODTÜ Bahar Şenlikleri (2009)

by Serkan at May 30, 2009 11:24 PM

April 29, 2009

Kayıp Şehir

Keyifle kodlamak

Burada daha önce de yazmıştım: Intellij IDEA tutkunuyum. Eclipse ile çalışamıyorum. Yıllar içinde defalarca Eclipse ile çalışmak zorunda kaldıysam da bir türlü alışamadım. Alışabilmeyi geçtim, vaadedilen özellikleri düzgün çalışsa sabredeceğim ama o kadarı bile mümkün değil.

Son projemizde de testlerimizi Eclipse altında geliştirmeye karar vermiştik. Burada uzun uzun yazmayı, hatta resmini/videosunu çekerek göstermeyi düşünmüştüm ama buna gerek olduğunu düşünmüyorum. Eğer siz de Eclipse altında çalışmak zorunda bırakılan acınacak durumdaki geliştiricilerdenseniz, verildiğini düşündüğünüz özelliklerin nasıl daha “kullanılabilir”, “hızlı” ve “akıllı” geliştirildiğini görmek için Intellij IDEA’yı bir deneyin.

Mesela bir auto-complete, benim yazma hızımdan daha yavaş çalışıyorsa, ve üstüne akıl edip kullanmayı düşünebileceğim metodları, sınıfları getirmiyorsa ne işe yarar? Veya, IDE dosyaların haricen değişikliklerinin otomatik olarak farkına varamıyor da eski halleriyle çalışmaya devam ediyor, illa F5 istiyorsa, ne kadar akıllıdır? Arayüz, menüler ve rasgele düzenlenmiş kısayollar -bir programcının elinden çıktığı çok belli-, kullanılabilirlik uzmanlarınca düzenlenmediyse, ne kadar kullanışlı olabilir? Bir kısayolları silsilesi düşünün, çalıştırmak veya debug etmek için kullanılan, her bağlam için ayrı bir tuş tanımlanmış.

Sanırım tüm bu başarısız kullanılabilirlik ve yetersizliklerin nedeni, Eclipse geliştiricilerinin OSGi framework’üne uyumluluk ve altyapıya verdikleri önemden kaynaklanıyor. Eclipse Framework’ünü yine benzer işlerimizden biri için incelemiştik ve uygulama geliştirmek için Java’nın yıllardır beklediği sağlam bir altyapıyı sağladığını görmüş, beğenmiştik. Plugin yapısı, otomatik ağ güncellemeleri, yardımlar ve daha bir çok hazır çözüm uygulama geliştirmeyi çok kolaylaştırıyor. Bir arkadaşın da dediği gibi, “yakında tüm IDE’ler Eclipse tabanlı olacak.” Aslında her tür uygulama için kullanılabilir ama Java’nın da bir yeri var.

Açık kaynak kodlu olması ve bedava olması, tüm bu kusurlarını kapatamıyor ve bu kadar kötü bir araçla çalışmayı kabullenilebilir yapmıyor. Eclipse’in yıllar içinde neden olduğu en büyük kötülük bedava olması ve her özelliği öyle veya böyle barındırması nedeniyle daha iyi araçlara ayrılabilecek “masrafları” yüksek gibi göstermesi. Halbuki Intellij IDEA geliştirici başına verilen parayı son kuruşuna kadar hakeden bir yazılım..

Eclipse’cilere tavsiyem, testerenizi bilemenin hatta motorlu testere kullanmanın tam zamanı..

by Serkan at April 29, 2009 06:39 PM

April 10, 2009

Carpe Diem

AFSAD Cengiz Engin Kompozit Fotoğraf Teknikleri Atölyesi Sergisi / 11 Nisan 2009

AFSAD Cengiz Engin Kompozit Fotoğraf Teknikleri Atölyesi Sergisi

YaP-PoZ…

Zamanın akışını, mekanı, hareketi, tanık olunan olayları ve bunların karşısında yaşanan duyguları fotoğraf aracılığı ile aktarmak; çoğunlukla kısa bir zaman dilimi içinde ve tek deklanşör atımında gerçekleşen bir eylemdir.

AFSAD – Kompozit Fotoğraf Teknikleri Atölyesi olarak; “zaman, mekan, hareket, olay, ve duygu” algılarını, bir’den fazla fotografik görüntünün tek bir sonuç ürünü oluşturacak kompozit bir yapı içinde aktarmayı hedefleyen; yaygın fotoğraflama eğiliminden farklı bir “gözlem, çekim, görüntü işleme ve sunma” çalışmaları gerçekleştirdik.

Ortaya çıkan ürünleri “YaP-PoZ” ismini verdiğimiz sergiyle 11 Nisan-24 Nisan arasında AFSAD Sergi Salonu’nda paylaşıyoruz.

Sergimizin ismi, parçalı görüntülerden oluşan “yap-boz” çağrışımı ile kompozit fotograflama eyleminin resim yapma deneyimine benzeyen, adım adım gerçekleşme sürecine atıfta bulunan “pozlama yapımı” çağrışımından ortaya çıktı.

by Baris at April 10, 2009 12:21 PM

April 09, 2009

Carpe Diem

Yaşa ulan!

Merhaba,

Serkan (bknz. Kayıp Şehrin Yakışıklısı) bir kaç gün önce “Ulan temizle artık şu spam yorumlarını bak bilmem kaç MB oldular!” demeseydi bunları yazıyor olmayacaktım. Eski yazılarım garip geldi şöyle bir göz atınca. Ben de “eskiden yazdıklarımın aynısını yazacak idiysem ben o günden beri niye yaşadım” diyerek sıyrılmaya ve onları korumaya karar verdim. Değişimimi gözlemeye de ihtiyacım var. Bir tek başlık değişti. Ama onun da aynı kalacağından da emin değilim. Zira hiçbir şey aynı kalmıyor.

Kısacası, çok yaşa Serkan!

Bu da yeni filmin fragmanı olsun: İnsanlık onuru bazen tek bir işaret bekliyor…

by Baris at April 09, 2009 08:18 PM

March 29, 2009

Kayıp Şehir

Intel işlemcilerde açık ve güven

Geçtiğimiz hafta The Invisible Labs‘taki uzmanlar Intel işlemcileri etkileyen ve SMRAM’e kod sokuşturmaya imkan sağlayan bir açık buldular. Normalde bu alan yazılamaz olarak biliniyordu ve burada çalıştırılan kod en yüksek öncelikli seviye olan Sistem Yönetim Modunda (SMM) çalışıyor.

Bu iki açıdan çok tehlikeli: 1. açık işletim sisteminde bağımsız olarak işlemciyi etkiliyor. 2. bir kere SMRAM’e bulaştıktan sonra işletim sistemi veya anti virüs yazılımları tarafından tespit edilmesi mümkün değil.

Aslında işlemcilere yönelik saldırılar ve SMRAM’e erişimle ilgili daha önce de açıklanmış açıklar bulunuyor. Black Hat 2008′de bu tür saldırılar ile ilgili bir sunum yapılmış ve yine SMM üzerinden bir rootkit çalıştırılabileceği kanıtlanmıştı.

Bu tür saldırıları görünce aklıma ACM Klasiklerinden, Ken Thompson’ın Reflections on Trusting Trust yazısı geldi. Ken Thompson’ı tanımıyorsanız, en azından Unix, Plan 9, B (C’nin öncülü olan dil) ve UTF-8′i duymuşsunuzdur. Ken, bu yazısında adım adım bir derleyicinin nasıl zehirlenebileceğini ve ondan sonra derlenen tüm programların (ve tabii ki derleyicilerin de) nasıl zehirlenmiş olarak üretileceğini şaşırtıcı derecede basit bir örnekle gösterir ve şu sonuca varır:

You can’t trust code that you did not totally create yourself. (Especially code from companies that employ people like me.) No amount of source-level verification or scrutiny will protect you from using untrusted code. In demonstrating the possibility of this kind of attack, I picked on the C compiler. I could have picked on any program-handling program such as an assembler, a loader, or even hardware microcode. As the level of program gets lower, these bugs will be harder and harder to detect. A well installed microcode bug will be almost impossible to detect.

Hiç bir şeye güvenemezsiniz. İşlemciye bile.

The Invisible Labs’in açığı açıkladığı makalesinde ilginç bir bilgi var. Intel aslında bu açığı biliyormuş ve hatta çalışanları nasıl düzeltilebileceğiyle ilgili bir patent başvurusunda bile bulunmuşlar. Yine de neden düzeltmedikleri belirli değil (?). Intel, araştırmacılar açığı bildirdikten sonra, hatayı kabul etmiş ve düzeltileceğini açıklamış.

Bu arada işlemcilerde açık var diye panik yapmaya gerek yok. Bu saldırılar çok düşük seviye çalışıldığı için ancak saldırılacak makineye göre çok hassas saldırılara imkan sağlıyor. İşletim seviyesi, uygulamalar hatta tarayıcılar seviyesindeki açıklar çok daha etkili, yaygın ve tehlikeli olmaya devam edecektir.

by Serkan at March 29, 2009 04:54 PM

February 24, 2009

Kayıp Şehir

January 28, 2009

Kayıp Şehir

Amsterdam, 2008

Geçen sonbaharda Stuttgart’taki eğitimden sonra Amsterdam’a yolum düşmüştü. İşte Amsterdam’da çektiğim fotoğraflar..

I Amsterdam Kanal

by Serkan at January 28, 2009 03:15 PM

July 10, 2008

Kayıp Şehir

Demiştim

Daha önce demiştim, 40 saat yeter diye. Aşırı yoğun ve stresli çalışırsanız, olacağı bu.

by Serkan at July 10, 2008 11:51 AM

June 13, 2008

Kayıp Şehir

Gereksiz kod bütün yavaşlıkların anasıdır..

Bu sitedeki yavaşlık canımı sıkıyordu. Yakın zaman önce temayı sadeleştirip, pluginlerin de bir kısmını kapatmıştım. Arada wp-cache ve wp-cache2 de kullandım. Ama yine de sorunumun geçmediğini görüyordum. Ben de YSlow’u denemeye karar verdim.

YSlow, Firebug eklentisiyle birlikte çalışarak web sitelerinin performansını analiz ediyor ve uyarılar listeliyor. Aşağıdaki ilk grafik Firebug ile sayfanın açılışını gösteriyor.

Toplam 28.8 saniye. İstekleri inceleyince çoğu prototype js kitaplığıyla ilgili. Ama kullandığım ana sayfa zaten çok sade ve bu kitaplığın efektlerine ihtiyaç duymuyor. Acaba kim yüklüyor bunları diye bir araştırdım. Eklentilerden değil. Temada da (doğal olarak) yok. Araştırmayı bir üst dizine taşıyınca gördüm ki, bu gereksiz dosyaların sebebi Wordpress’in kendisi. wp-includes/script-loader.php içindeki varsayılan scriptler dosyası, prototype.js’i ekliyor. O da ilgili diğer js’leri indiriyor.

//$this->add( ‘prototype’, ‘/wp-includes/js/prototype.js’, false, ‘1.6′);

İlgili satırı yukarda görüldüğü gibi bulup, yorum altına alıyoruz. Yeni grafiğimiz aşağıdaki gibi:

Toplam 10.68 saniye. 28.8′den başladığımızı düşünürsek, büyük kazanç. Üstelik liste ilkine göre yarı yarıya daha kısa. Bu değişikle bir şeyleri bozdum mu bilmiyorum..? Siteyi şöyle bir dolaşınca soruna rastlamadım.

Wordpress açısından bakarsak, her sürümde giderek ne kadar gereksiz şeylerle doldurduklarını da gösteriyor. Tahminime göre bu fazladan yüklenen js dosyaları ziyaretçi tarayıcılarında önbelleğe alınmadıkça, wp-cache gibi eklentiler de fayda etmiyor. Statik sayfa ama yine de bu dosyalara bağlantılar içeriyor.

Sonuç olarak kısa sürede performans artışı sağlayan bir püf çıktı ortaya. Kolay gelsin,

by Serkan at June 13, 2008 12:17 PM

May 28, 2008

Kayıp Şehir

Alkış

Nuri Bilge Ceylan’a ödülü aldıktan sonra söylediği güzel sözleri ve başarısı için..

“tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum.”

by Serkan at May 28, 2008 11:04 PM

May 16, 2008

Kayıp Şehir

Debian OpenSSL Açığı

13 Mayıs’ta sadece Debian ve Ubuntu işletim sistemlerinde bulunan bir açık yayınlandı. Ama etkisi sadece bu sistemlerle sınırlı değil. Debian/Ubuntu sistemleri üzerinde 2006-2008 Mayıs arası üretilen tüm SSL sertifikaları hatalı!

Detaylı İnceleme

Sorun 2 Mayıs 2006′da Debian geliştiricilerinin daha önce defalarca bildirilen bir uyarıya istinaden kodun iki satırını silmelerinden kaynaklanıyor.

Valgrind ve Purify gibi yazılımlar C/C++ kodunu inceleyip, sorunlu buldukları noktalarda (örneğin ilk değer verilmemiş değişkenlerin, hafıza alanlarının kullanılması gibi) uyarılar vererek, kodun kalitesini arttırmaya yardımcı olurlar. Ancak OpenSSL içinde bir nokta bulunuyor ki burada yazılımcılar “bilerek” ve “isteyerek” hafızadaki ilk değer verilmemiş alanı kullanıyorlar. Yazılımın bu noktasında verilen uyarıyı OpenSSL ekibi şu çağrıda cevaplamış:

I think there’s we need to create a FAQ entry about this …
….
No, it’s fine - the problem is Purify and Valgrind assume all use of
uninitialised data is inherently bad, whereas a PRNG implementation has
nothing but positive (or more correctly, non-negative) things to say
about the idea.

Debian ekibi OpenSSL takımını dinlemeyip sadece bu uyarıya bakarak, gereksiz gördükleri şu iki satırı kaldırdıkları için, rasgele sayı üreteci o noktada, sadece o anki süreç numarasını (process id - pid) kullanır olmuş:

MD_Update(&m,buf,j);

MD_Update(&m,buf,j); /* purify complains */

Linux’ta PID numarası en çok 32768 farklı değer alabiliyor. Bu da hızlı gökkuşağı tablosu saldırılarına imkan sağlıyor. (Bu sayfadaki araçlarla 1024-bit sertifika imzaları yaklaşık 2 saat gibi bir sürede oluşturulmuş. Tablo elinizde olduktan sonra sertifikanın kaç bit olduğunun bir önemi yok.)

Sorun Giderme

Debian, 13 Mayıs 2008′de yayınladığı güvenlik bildirisinde sorunlu sertifikaları tespit etmek için bir araç gösterilmiş. Problem ne yazık ki, tahmin edilenden çok daha geniş bir kesimi etkiliyor. Bu işletim sistemlerinde üretilen tüm sertifikalar etkilenmiş durumda. Sertifikalarını onaylatmış yerlerin tekrar sertifika oluşturmaları gerekecek. İşletim sistemlerindeki güncellemeler bu sertifikaları yeniliyor, ancak bu yeterli değil. Eylül 2006 ile Mayıs 2008 arasında Debian/Ubuntu sistemlerinde OpenSSL kullanılarak üretilen tüm güvenlik materyallerinin yenilenmesi tavsiye ediliyor.

Yorum

Debian geliştiricileri en temel ilkeyi ihlal etmişler görünüyor. “Kendi güvenlik sisteminizi oluşturmaya çalışmayın, mevcut sistemleri modifiye etmeyin.” Basit gibi görünün iki satır, iki yıl boyunca onlarca makineyi çok ciddi biçimde etkiledi. Hata, kaliteyi arttırmaya çalışan otomatik analiz araçlarının güvenirliğini sorgulamaya açması açısından da ilginç..

Konuyla ilgili en detaylı analiz ve araçlara ulaşım için şu sayfaya bakabilirsiniz.

NOT: Aslında sertifikalar teknik olarak hatalı değil. Sorun çok kısıtlı bir rasgele sayı havuzundan değerlerle yaratıldıkları için açık anahtardan, özel/gizli anahtarın keşfedilmesi çok kolay.

by Serkan at May 16, 2008 12:56 PM

May 10, 2008

Kayıp Şehir

Dikmen Caddesi Sahipsiz mi?

Dikmen Caddesinden bir kesitDikmen Caddesi, Başbakanlığın, Genel Kurmay Başkanlığının az ilersinden başlayıp, Türkiye’nin Büyük Millet Meclisinin, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının önünden uzayıp, Keklikpınarı‘na kadar uzayan Ankara’nın belki en önemli, en göz önünde caddesidir. Şimdilerde bu caddenin Keklikpınarı’na doğru gidiş istikametinde yol bir tarladan farksızdır, tam da meclise doğru gelmenize yakın ışıkları yanmaz, üstelik paralel şekilde kazılmış ve çökmüş bir yamayla kapatılmış haldedir. Yolu sıkılmaz devam ederseniz, Keklikpınarı’na yaklaştıkça daha da felaket hale gelmiş, artık üstüste parça parça 5-6 defa atılmış yamalı yollarda seke seke gitmeye çalışırsınız. Ve bu yol yıllardan beri bu haldedir.

Bu caddenin sahibi Büyükşehir Belediyesi mi, Çankaya Belediyesi mi? Kimse buraların yetkilisi artık bulunsun, onlar da şu yollara artık bir çözüm bulsun! Ankara’da bu kadar bakımsız, bu kadar sahipsiz bir başka cadde daha yoktur. (Belki Hürriyet Caddesi geçebilir, bilmiyorum hangisi daha felaket halde)

Biliyorum yıllarca, yıllarca bu sorunları büyütüp, sonra yerel seçimler yaklaşırken düzeltecekler ve oy toplamaya çalışacaklar. Sonra başka belediyelerin sınırlarından topladıkları oylarla, akıllarınca yetkilerinde olan ama oy çıkmayan yerleri “cezalandıracaklar”..

Bir belediyenin yapması gereken görevleri yerine getirmemesine karşı yapılabilecek bir hukuki eylem yok mudur? Bana bir bilen anlatsın…

by Serkan at May 10, 2008 10:51 PM

April 29, 2008

Kayıp Şehir

Karalisteler.info Beta Açıldı

Bugün Türkçe içerikli internet sayfalarını kategorilemeyi ve zararlı içeriği engelleyecek yazılımlara kaynak sağlamayı amaçlayan karalisteler.info, beta olarak açıldı. Böyle bir site yapmak uzun zamandır aklımdaydı zaten. Ama vakit bulabildikçe bir satır, iki satır ekleyerek ancak bugün ortaya işlevsel birşey çıkabildi.

Internet yasaklarının çokça gündemde olduğu bir dönemde böyle bir site yasakçı zihniyeti destekliyor gibi gelebilir. Bunu sitede açıklamaya çalıştım. Kısaca söylemek gerekirse, amaç yasaklamak değil. Biz siteleri listeliyor ve kategorilere sokuyoruz. Ağ yöneticileri veya aile büyükleri uygun yazılımlar kullanarak korumak istedikleri kişileri bu sitelerden koruyabilirler. Ama bu tür listelerde beyaz liste adına konan adreslerin de sıkı kurumlar tarafından yasaklama amacıyla kullanıldığını biliyorum. Ayrıca her ne kadar bu tür listelerin, siteleri üretenlerin hızının yanında hiç bir etkisi olmadığını düşünsem de umarım birilerinin işine yarar.

Kullanım kolaylığı açısından tarayıcınıza ekleyebileceğiniz bir de butonu var. Bunu kullanarak da URL gönderebiliyorsunuz. Günlük gezinmeleriniz sırasında yakaladığınız sakıncalı, zararlı sitelerin listelere eklenmesi için butonu kullanabilirsiniz.

Önerilerinizi, isteklerinizi ve şikayetlerinizi bekliyorum. Hataların şimdilik bolca bulunduğuna eminim. Hatalı bir şeylerle karşılaşırsanız, lütfen bunu da e-posta adresime gönderiniz.

Biraz da işin teknik tarafından bahsedeyim. Siteyi PHP ile CodeIgniter uygulama çatısını kullanarak geliştirdim. CodeIgniter pek hafif, fazla özellik barındırmayan ama MVC yapısına uygun uygulamalar geliştirmenizi sağlayan, pek çok yardımcı fonksiyonu ve Active Record DB erişimi olan bir çatı. Muhtemelen kapsamlı bir site geliştirmek için gerekli hiç bir şeyi içermiyor. Bu haliyle faydalı olamayabilir. Ama komünitesi geniş, forumlarında oldukça yardımcı oluyorlar. Eksiklikler de bu forumlarda eklentiler şeklinde bulunabiliyor. Ama eklentiler için standart bir eklenme metodu yok. Sözün kısası, bundan sonra ufak tefek işler için belki CodeIgniter’ı kullanabilirim, ama yeni hedef Django..

by Serkan at April 29, 2008 10:31 PM

April 25, 2008

Kayıp Şehir

Ubuntu 8.04 Hardy Heron Çıktı

Benim en beğendiğim masaüstü dağıtımı Ubuntu‘nun yeni Uzun Dönem Destekli sürümü Hardy Heron çıktı. Uzun Dönem Desteklenen sürümler masaüstü için 3 sene, sunucu sürümü için 5 sene destek içeriyor. Diğer ara sürümlerde bu süreler 18 aya düşüyor. Daha önce de belirttiğim gibi LTS sürümleri tercih ettiğimden bu sürüm benim için bir güncelleme zamanının geldiğini gösteriyor.

by Serkan at April 25, 2008 11:31 AM

March 28, 2008

Kayıp Şehir

Tanıştırayım: Haydar

Haftasonu incik boncuk satan bir dükkanda görüp, “aa, ne şiriiin” diyerek bir balık ve şirin bir akvaryum sahibi oldum. Kulağına adını üç kere fısıldayarak isim merasimi de yapıldı. Ofiste masamda duruyor ve küçük japon balığı Haydar, dar alanda uflayıp pufluyor.. Kendisi çok tatlı, abileri ablaları onu çok sevdiler. Ama sıkılmaması için hem yuvasını büyütücez, hem de yanına bir arkadaş alıcaz.

Balık6

Dükkanda bu küçücük akvaryumları görüp de sorulan sorulara cevap vermekten sıkılmışlar, biz de dikkatsizlik edip adama doğrudan soru sorunca “orada bir kağıt var baktınız mı?” diye bir cevap aldık. Efenim, işte o kağıt ve üzerindeki soru cevaplar:

Siz: Canlı mı bu?
Biz: Evet.

Siz: Ama bu çok küçük, fazla yaşamaz ölür??
Biz: Haziran’dan beri yaşıyorlar.

Siz: Balığı da satıyor musunuz?
Biz: Hayır.

Siz: Ama niyeee?
Biz: Çünkü onu çok seviyoruz.

by Serkan at March 28, 2008 01:20 PM

March 19, 2008

Kayıp Şehir

Checkinstall ile Paket Hazırlama

Sık karşılaşılan bir durum: Kullanmak istediğimiz program kaynak koduyla dağıtılıyor. Dağıtımımızda da hazır paketi yok. Çaresiz, “./configure; make; make install” yapmak zorundayız. Ama böyle bir kurulum paket yönetim sisteminin dışına çıkmamıza neden olacak, ilerde yazılımı kaldırmak istediğimizde sorun olacak. Böyle bir kaç program kurduğumuzda sistemimizin iyice karışacağı da ortada. İşte Checkinstall bu gibi durumlarda imdada yetişiyor. [...]

by Serkan at March 19, 2008 08:04 PM

March 17, 2008

Kayıp Şehir

FreeBSD Performans Karşılaştırması

FreeBSD ve DragonFlyBSD‘yi karşılaştırmışlar. Ayrılma noktaları SMP implementasyonları olan iki işletim sisteminin tam da bu konuda performans göstergeleri arasında dramatik fark var.

by Serkan at March 17, 2008 08:50 AM

March 14, 2008

Kayıp Şehir

ODTÜ Dere boyu..

Bugün “Mart kapıdan baktırır,…” diyenlerle bir daha görüşmeyin..

by Serkan at March 14, 2008 07:48 AM

March 12, 2008

Kayıp Şehir

FreeBSD 7.0

FreeBSD 7.0 geçenlerde çıkmış. FreeBSD ve genel olarak tüm BSD tabanlı işletim sistemleri çok daha düzenli bir dağıtım stratejisi izliyorlar. Bir an önce Xen üzerinde denemek istiyorum.

by Serkan at March 12, 2008 02:00 PM

March 10, 2008

Kayıp Şehir

Taşındı…

Aniden ve acilen taşınmamız gerekti. Yeni evimizdeyiz ama diğer domainlerin taşınması biraz vakit alabilir. Her taşınma bir temizliği de gerektirir, burada ortalık iyice karışmıştı, eski defterleri, vs. şimdi toparlama zamanı.

by Serkan at March 10, 2008 10:13 PM

March 07, 2008

Kayıp Şehir

TrueCrypt - Disk Şifreleme Yazılımı

(Reklam) Dizüstü bilgisayarınızın veya taşınabilir bellek kartlarınızın çalınması kâbusunuz mu? TrueCrypt, açık kaynak kodlu anında şifreleme yazılımı, yeni 5.0 sürümüyle birlikte artık tüm diski şifreleyebiliyor. (Üstelik işletim sistemi kurulu aktif disk bölümlerini bile siz çalışmaya devam ederken şifreleyebiliyor.) Gerçek anlamda güvenlik için çok gerekli bir özellik. Çünkü sadece bir kısmı şifreli bir sistemde çalışırken, [...]

by Serkan at March 07, 2008 09:40 PM

January 27, 2008

Carpe Diem

Hayat bizi dener bazen..

Hayat bizi dener bazen..

Bu denemelerinde “heh heh he-eee” dedigi kadar,
uzaktan olup biteni izlemek icin saklandigi tasin arkasindan,
“has-sktir” demisligi de vardir.

~

by Baris at January 27, 2008 08:24 PM

August 19, 2007

Carpe Diem

Getting the money’s not the problem Harry

A quote from the movie “Requiem for a Dream”

Marion: Getting the money’s not the problem Harry.
Harry Goldfarb: Then what’s the problem?
Marion: I don’t know what I’m going to have to do to get it.

Summerizing “something”, huh?

by Baris at August 19, 2007 09:35 PM

August 10, 2007

Carpe Diem

Ölüm haberi

Dün bir ölüm haberi aldım. O kişiyle bir kaç hafta kadar once görüşmüştüm. Gençti. Dün “Öldü” dedi arkadaşım, “Kanserdi”. Bu kadar. “Öldü”. İçim sıkıldı. Bütün o uğraştığım ve olmadığında canımı sıktığım şeyler cebimdeki son jetonla yanlış numarayı çevirmek gibi geldi. Bu hayatı “aslında” nasıl yaşamamız gerektiğini neden bu kadar geç öğreniyoruz?

by Baris at August 10, 2007 02:04 PM

August 09, 2007

Carpe Diem

Started (again) to publish photographs…

I’ve just started to upload my portfolio to the address http://barisdemiray.deviantart.com/.

Please visit and comment on the shots, appending your portfolio’s address if you have one.

It will take some time to scan and arrange the negatives I have, but now I’m motivated to do :)

by Baris at August 09, 2007 12:57 PM

June 18, 2007

Carpe Diem

The fish is mute

This is a film about a man and a fish
This is a film about dramatic relationship between man and fish
The man stands between life and death
The man thinks
The horse thinks
The sheep thinks
The cow thinks
The dog thinks
The fish doesn’t think
The fish is mute, expressionless
The fish doesn’t think because the fish knows everything
The fish knows everything

Goran Bregoviç / This is a film (Time of the Gypsies Soundtrack)

by Baris at June 18, 2007 10:44 PM

Yo, evlenmeyeceksiniz

1. Dünya Savaşı sırasında, yaralı olması nedeniyle cephe dışındaki bir hastaneye gönderilen ve burada Catherine’i ile karşılaşan askerin, hemşirelerden Ferguson ile sohbetinden…


Sordum bir gün: Düğünümüze gelir misin, Fergy?
- Evlenmeyeceksiniz ki.
- Evleneceğiz.
- Yo, evlenmeyeceksiniz.
- Neden?
- Kavga edersiniz.
- Henüz kavga ettiğimiz yok.
- Şimdiden belli olmaz.
- Dedim ya, kavga etmeyiz.
- Ölürsünüz öyleyse. Ya kavga eder ya da ölürsünüz. Millet onun için evlenmiyor.

Ernest Hemingway / Silahlara Veda

by Baris at June 18, 2007 10:36 PM

June 15, 2007

Carpe Diem

Will face it with a grin


I’ll face it with a grin!
I’m never giving in!
On with the show!

R.I.P.

by Baris at June 15, 2007 09:12 PM

May 22, 2007

Carpe Diem

Hiç

Hiçbir şey yapmadığımı hissediyorum.

by Baris at May 22, 2007 07:26 PM

May 19, 2007

Carpe Diem

Ya kilise, ya deniz, ya da saray

Don Kişot ve beraberindekiler; bir handa karşılaştıkları esirden hayat hikayesini anlatmasını isterler. Esir, uzun hikayesini anlatırken laf arasında babasının verdiği bir nasihati aktarır:


İspanya`mızda bir deyiş vardır; bence uzun, bilgece tecrübelerden çıkarılmış bütün özlü deyişler gibi bu da çok doğrudur; der ki: Ya kilise, ya deniz, ya da saray. Daha açık söylemek gerekirse, Güçlü ve zengin olmak istiyorsan, ya Kilise`ye gir, ya denizlere açılıp tüccarlık sanatını icra et, ya da sarayda krala hizmet et.

La Mancha`lı Yaratıcı Asilzade Don Kişot / Miguel de Cervantes Saavedra

by Baris at May 19, 2007 09:54 PM

May 16, 2007

Carpe Diem

Afişe oldum

AFFT`nin geçen seneki Beypazarı gezisinin ardından düzenlenen sergiden kalan bir afiş.. Bilin bakalım ordaki cyborg kim?

by Baris at May 16, 2007 10:27 PM

May 15, 2007

Carpe Diem

Tanrıyı eğlendirmek istiyorsan / If you want to make god laugh

Eğer tanrıyı eğlendirmek istiyorsan, ona planlarından bahset.

If you want to make God laugh, tell him about your plans.

Woody Allen

by Baris at May 15, 2007 11:20 PM

May 09, 2007

Carpe Diem

Bu adam da mutlu

Onu öperken gözlerini kapatıyorsan bu gerçek sevgidir.

——————————————————–

If you’re closing your eyes when kissing her, then you love her, indeed.

Mutlu adam ve kanyak

Fotoğraf/Photograph by: Ayşegül

22 Nisan/22nd April, Amasra.

by Baris at May 09, 2007 10:12 PM

Sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda değil ki?

myspace.com

Bir arkadasımın tavsiyesiyle myspace.com’da kendime sayfa açtım ve guzel fotolar yükledim…
http://www.myspace.com/188603331

by admin at May 09, 2007 02:24 PM

Ürek Mahnıları

ürek mahnilari
Tofig Guliyev’in “Ürek Mahnıları” albümünü dinliyorum günlerdir. Tek kelimeyle mükemmel bi albüm! ReÅŸid Behbudov hayranı bir insan olarak, içimdeki özlemi, hasreti nasıl tetikledi anlatamam. Åžu an tek istediÄŸim Bakü’de olmak…

by admin at May 09, 2007 12:20 PM

May 04, 2007

Carpe Diem

Mutlu adam

Mutlu olmak çok zor değildir bazen,
Bazen, küçük ve güçsüz dalgaları gözünüze kestirip
sahilde onlarla oynamaya başlarsınız.
Bez ayakkabınız ilk yakalanışınızda kenarlarından su alır.
Ayağınız ıslanır.
ve mutlu olursunuz.

Mutlu adam ve deniz

by Baris at May 04, 2007 09:57 PM

Koca koca adamlar

Erken seçimler Temmuz`da yapılacakmış. Üstelik yeni cumhurbaşkanını da yan sandıktan seçecekmişiz.

Koca koca adamlar oturmuş, bana doğumgünümde kötü bir hediye vermek için uğraşıyor.

İhaleleriniz yok mu sizin!

by Baris at May 04, 2007 08:33 PM

Amatör Foşuculuk ve Fatletizm Topluluğu

Dün, AFFT (Çankaya Üniversitesi Amatör Film ve Fotoğrafçılık Topluluğu)`den İrem`in önerisi ve Ayça`nın katılımıyla gerçekleştirilen 1. Geleneksel Koşu Bayramı kapsamında yapılan 2×800 (Bknz. 800 metre nasıl belirlendi?) koşusu sonucunda bacaklarımdaki her bir bukle kası hissetmekteyim. Sanıyorum bir kaç gün daha sürecek.

En zor kısım ise tabii ki başlamaktı. Kendimizce belirlediğimiz ısınma hareketlerinden (Bknz. Isınma hareketleri nasıl belirlendi?) sonra piste şöyle bir baktım. Isınma yaptığımız kısım pistin başlangıcından 100 metre kadar sonraydı ama yine de pistin sonu görünmüyordu. Çok koyu bir sis piste çökmüştü ve ileriden uğultular geliyordu. Üstelik ısınma hareketlerine başladığımızda yanımızdan geçip pistin ileriki kısımlarına gidenlerin hiçbiri dönmemişti. Ya başlarına bir şey gelmişti ya da hala sonuna ulaşıp dönememişlerdi. Ki iki durum da felaket demekti. Kararımı verdim (Bknz. Karar nasıl verildi?). Artık dönemezdim. Koştum, koştum.

Ama ikinci tur sonunda dilim dışarı çıktığında bile ilk lafım “ilaç gibi geldi” olmuştu. Bu kadarcık koştuktan ve morali toprak pistte bıraktıktan sonra eve gelip “ulan zaten yağ bağlamışız, bir moral bozukluğu daha koymaz bize” diyerek bir de nefes tutma denemesine giriştim. Onda da 2.23 sonunda gırtlaktan önce diyafram kasılmam başladı. Sanıyorum vücudum ilk uyarı olan gırtlak kasılmasına gerek duymadı. Ki daha önce diyaframımın gırtlaktan önce kasıldığını hatırlamıyorum. Durum kötü, spor yapmak lazım.

Yine de teşekkürler arkadaşlar, AFFT ile hep daha uzağa :)

~ 800 metre nasıl belirlendi? ~
Biri: Ne kadar koşmuşuzdur?
Diğeri: 800-900 vardır.
Biri: Dur bakayım, pistin yarısından başlamıştık.
Öteki: İşte şu mavi sopalardan başlamıştık.
Biri: Evet evet kesin 800 var.

~ Isınma hareketleri nasıl belirlendi? ~
Biri: Sen ne yapıyorsun?
Diğeri: Isınıyorum.
Biri: Neye göre?
Diğeri: Dalıştan hatırladığım bir seri var.
Biri: İyi hadi onu yaptır.
Öteki: Biz de aslında basketbolda antrenman öncesi şöyle bişiyler yapıyorduk.

Öteki: Bir esnemede ne kadar bekliyorsun sen?
Diğeri: Sıkılıncaya kadar.
Öteki: Biz 8 saniye beklerdik.
Diğeri: Hııı..

~ Karar nasıl verildi? ~
Biri: Evet arkadaşlar ben ısındım, dönüyorum.
Öteki: Hayır koşacağız, koşacağım diye geldim ben.
Biri: Peki.
Diğeri: Hadi şu mavi sopadan başlayalım..

by Baris at May 04, 2007 08:02 PM

May 01, 2007

Carpe Diem

Mızıka

Mızıka`nın ağzımda bıraktığı metalik tadı özlemişim. Sanıyorum en son Finike`de, ilkokuldayken çalmıştım. Bugün, bir kaç gündür misafirimiz olan Hollandalı dostlarımızdan etkilenerek gittim bir mızıka aldım kendime. Ne güzel alet yahu bu. Kulağım parmağımdan hızlı olduğu için gitarla kendimi ifade edememenin acısını çıkartıyorum bir kaç saattir. Tavsiye ederim.

Aslında yaptıkları müzikten -sadece küçük kardeş olan- mızıkanın yanında büyük birader akordeonu da çalacak kadar etkilenmiştim ama fiyatlarından dolayı önce Finike`ye gidip babamın akordeonunu bulmam gerekecek. Onu da babamın elinde sadece bir kez görmüştüm. Yine Finike`de, ilkokuldaydım. Tam da Coos`un akordeon çalmaya başladığı yaşlardaydım.

O yaşlarda, üstelik öylesine ilginç bir alet nasıl oldu da ilgimi çekmedi bilmiyorum. Üstelik, bu karşılaşma Finike şartlarına göre büyük bir şanstı. Örneğin, piyanolu evde büyüyen biriyle tanıştığımda özenirim ama bu aklıma gelmez. Ya da mızıkayı çocuk oyuncağı olarak mı gördüm de sonradan devam etmedim, hatırlamıyorum.

Bildiğim bişiy var, o da 9`la 23 yaşım arasında sadece ıslık çaldığım.

Bir dakika, bir dakika.. Peki blok flüt sayılır mı?

Hmm.. demek sayılmaz..

Peki öyleyse..

Sadece ıslık..

by Baris at May 01, 2007 07:08 PM

April 27, 2007

Carpe Diem

Sorular.. Sorular..

Ey okur,

Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans mı yapıyorsun? Ya da yapan birini mi tanıyorsun?

Eğer öyleyse,

Bana barisdemiray@gmail.com adresinden ulaşır mısın? Soracağım bir kaç soruya zaman ayırır mısın? Kafamdaki soru işaretlerini böyle kalemin arkadasındaki silgi ile fışı fışı diye siler misin? Sonra kalan silgi artıklarını sağ elinin tersiyle temizler misin? Beni daha mutlu biri yapar mısın?

by Baris at April 27, 2007 03:43 PM

April 25, 2007

Carpe Diem

Midem bulanıyor

Koş Abdullah koş.

Çık Abdullah köşke çık.

Ol Abdullah cumhurbaşkanı ol.

Yasa bekle Abdullah bizden yasa bekle.

by Baris at April 25, 2007 09:54 PM

April 23, 2007

Carpe Diem

Amasra`ya gidin

Bi’gün kalkın, Amasra`ya gidin.

Sık görüşemediğiniz arkadaşlarınızla gidin ama. Yanında kardeşlerini getirenler olsun. Yarım birada eğlenceli insanlara dönüşen kardeşlerini.

Sonra sahilde balık yiyin. Yanına salatayla bir de midye tava isteyin.
Balık barbun, salata Amasra salatası olsun ama.
Rakı açtırın bir de. Çok içmeyin ama. Fazladan yazılan iki mezgit tavaya karşı uyanık olun.

Tekne turuna çıkın. İçeride oturmayın ama.
Dalgaları ve rüzgarı en iyi ön tarafta hissedersiniz.
Ön tarafa geçip,
Motorları maviliklere sürün.
Işıklı maviliklere.

Ayaklarınızı denize sallandırın bir de.
Yanınızda mutlaka kanyağınız olsun.
Tüttürmek isterseniz diye,
bir paket de sigara alın hadi ama sadece yanınızda bulunsun.
Hani çok efkarlanır ya da mutlanırsanız diye. Siz yine deniz havası çekin.

Görkem`i bulun. Kale`yi filan onunla gezin, ağzı iyi laf yapar.
Yakında, bir dizide Erbil`in küçüklüğünü oynayacakmış.
Ona, on iki yaşına bastığına göre çoktan kendisini oynayabileceğini söyleyin.
Gördüğü herşeyin üstüne kondurduğu sorulardan sıkılmayın.

Sahibi belli olmayan ufak bir hediye almayı unutmayın.
Dönüş yolunda çekiliş yapmak için.
Ama Amasra`ya dışarıdan gelen şeylerden almayın.

Ağaç üzerine yakma olarak yapılan resimlerden alın kendinize.
Üzerinde sevdiğiniz bir şiir ya da söz olsun.

Dönüş yolunda bir yarım saat de kestirin.
Son damlanızda varmayın eve.

Bugün kalkın, Amasra`ya gidin.

by Baris at April 23, 2007 09:57 PM

April 13, 2007

Sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda değil ki?

O ÅŸimdi asker!

SevdiÄŸimi askere uÄŸurlamak için dün Konya yollarındaydık. 06 RBR 82 plakalı Ankara-Konya istikametinde hareket eden aracın yolcuları olarak, 3 saatlik yolculuÄŸumuz sonunda vardığımız Konya merkezde, Mevlana, bıçak arası ve etli-ekmek karışımından oluÅŸan güzelim pideleri mideye indirdikten sonra, Konya’daki son durağımız Meram’daki 51. Mühimmat Depo Komutanlığı’na, Serkan’ı piyade olarak askerliÄŸini yapmak üzere 6 aylığına teslim ettik. Duygusal anlar veda anları.. Yine de sivil kıyafetlerle pek anlaşılmazmış. Herhalde yemin töreninde ilk defa asker kıyafetleriyle görünce onu, daha bi hissedecegim onun asker olduÄŸunu..
Åžimdilik ÅŸafak 154 :(
O simdi asker

by admin at April 13, 2007 01:41 PM

April 09, 2007

Carpe Diem

Bugün neyi farkettim?

Eğer bir şeye başlarken kendime “ulan sen hiç akıllanmayacaksın” diyorsam o işin sonunda kaybetsem bile pişman olmadığımı.

Umarım hiç akıllanmam.

by Baris at April 09, 2007 06:40 PM

March 31, 2007

Carpe Diem

Kapıyı açarsın. Işıklar yanar. İçerisi kalabalıktır.

Bugün sabah 9:40′ta, her Cumartesi sabahı olduğu gibi 3 saatlik Yazılım Testine Giriş dersi vardı. Her zamanki gibi 8:30 civarında kalkarak kahvaltı yaptım, bir şeyler okudum, bir iki parça tıngırdattım ve ardından ağır ağır evden çıkıp 10:30′a doğru okula gittim. Her şey normaldi. Parçalı bulutlu bir Cumartesiydi. MM binasının önündeki ufak meydan yine boştu. Giriş katına geldiğimde asansör yine her zamanki gibi dersin yapıldığı 4′üncü katta bekliyordu. Çağırdım ve 4. kata çıkarak 402 numaralı sınıfa doğru yürümeye başladım. Koridor yine sessizdi, bittiği yerdeki çaydanlık ise kaynıyordu. Yine sınıfın kapısındaydım ancak bu sefer bir şeyler farklıydı. Çok sessizlerdi. Bütün bir sınıfın kamburu çıkmıştı ve kafalarını sıraya gömmüşlerdi. Sadık Hoca ayakta değildi. Tahtada ise hiçbir şey yazmıyordu. Sanki zaman durmuştu. “Yok canım, daha neler..” diyerek hocanın yanına gittim. Bana kanser olduğumu söylerken takınabileceği bir ifadeyle “Bir saat kaldı” diyerek uzattığı kağıdın sağ üst köşesinde Midterm yazıyordu.

Bir şeyler yapmam gerekliydi. Olan olmuştu ve değiştirebileceğim fazlaca bir şey yoktu. Dünyadan haberim yoktu işte. İfademi hiç bozmadım ve gözlerimi kapayarak başımı “Biliyorum” anlamında yukarıdan aşağıya hafifçe salladım. Tüm umudum dünyadan haberimin olmadığının ortaya çıkmayıp, aslında her şeyden haberdar ancak bir şekilde sınava geç kalmış bir öğrenci görüntüsü çizmekti. Sanıyorum başarılı da oldum. Ya da öyle sanıyorum. En önde boş bir yer buldum, oturdum. Saate hiç bakmadım. Saatle işim yoktu. Bir saatim vardı ve biraz önce dumanlı olan zihnim bir anda çalışmaya başlamıştı. Hızla sayfaları çeviriyor, sorulara göz atarak kafamda zaman/puan çizelgelerini çıkartmaya çalışıyordum. En iyisinin baştan başlayıp gidebildiğim yere kadar gitmek olduğuna karar verdim ve kalemimi çıkarttım. Bir saat varken ince hesaplara gerek yoktu.

Zaman aktı. İki dakikamızın kaldığı ve artık noktaları koymamız gerektiği söylendiğinde ilk kontrolüm bitmişti neyse ki. Başarmıştım. Artık puan önemli değildi. Elimden geleni yapmıştım ve sonradan öğrendiğim kadarıyla sınav sırasında icat ettiğim bir kaç test tekniğinden başkaca bir hatam yoktu. Saat 11.30 gibi binadan ayrıldım. Vizeleri kaldıramayacak durumdayken, başlamadan bitmişlerdi. Tek şekerli bir çaya ihtiyacım vardı.

by Baris at March 31, 2007 06:36 PM

March 26, 2007

Carpe Diem

Azıcık Işığın Peşinde YouTube’da!

2006 yazından beri, Gönül Turgut Özel Eğitim Kurumu ile birlikte yürüttüğümüz Azıcık Işığın Peşinde adlı projemizin ilk sergisinde izlediğimiz sinevizyon gösterimiz, yine onu hazırlayan Gönül Turgut Özel Eğitim Kurumu eğitmenlerinden Ulaş tarafından youtube’a “düşürülmüş“.

Geçtiğimiz yazdan beri bu keratalarla neler yaptığımızın dört buçuk dakikaya sığan güzel bir özetidir. Belge niteliğindedir. Her karesinde bir oturumluk muhabbet yatar. Eğer makalede ve videodaki etkinlikler hoşunuza giderse sakın evde yalnız denemeyiniz, geliniz bizle deneyiniz.

Dı-nı-nı-nı-ıınn.. Dı-nı-nı-nı-nı-nııı..

by Baris at March 26, 2007 10:50 PM

November 22, 2006

Aaa! Ben bu parçayı biliyorum!

geldi gelecek!

çok az kaldı, bugun yarın geliyorum artık!

by İlker Kalender at November 22, 2006 07:53 PM

November 06, 2006

Aaa! Ben bu parçayı biliyorum!

Yeniden başlıyorum!

Merhaba, çok uzun zamandır bir şey yazmıyordum. Ama bundan sonra yine gunde bir tane giris yapmaya calisacagim.

by İlker Kalender at November 06, 2006 07:42 AM

October 12, 2006

Aaa! Ben bu parçayı biliyorum!

Siz de yazın!

Merhabalar, siteye pek çok olumlu yorum geliyor. Ben de yorum yapanlara “yorum yapmakla kalmayın, siz de yazın” diyorum. Bu isteğimi ana sayfaya koyayım istedim. Sizin de “Aaa! Ben bu parçayı biliyorum” dediğiniz eserler varsa yazın bir tanıtım yazısı, bestecinin ya da albümün kapak fotoğrafı/resmi ve parçanın 45 saniyeyi geçmeyen bir kaydını da ekleyip gönderin. Sizin [...]

by İlker Kalender at October 12, 2006 06:38 AM

June 23, 2006

Aaa! Ben bu parçayı biliyorum!

Trailer Müzikleri

Çok çok uzun bir aradan sonra yeni bir şeyler yazıyorum. Daha doğrusu sefer ben yazmıyorum da kuzenimin hazırladığı bir yazıyı paylaşıyorum. Trailer’larda çalan müzikleri bilirsiniz. Genelde 1-2 dakikalık (ya da daha kısa) süren izleyiciye gaz verip filme dikkat çekmeyi amaçlayan parçalardır. Bu parçaları genelde filmin müziklerini yapan besteciler hazırlamaz ve bu parçalar [...]

by İlker Kalender at June 23, 2006 08:03 AM